Kalp de ne göz ne de kulak kaldı
Söndü sana aşkla bakan gözlerimin feri
Dil dönmez oldu sen dönünce sırtını
Çarpmıyor hayata kalp
ne gideni atıyor ne de geleni alıyor
Sustu artık,
Senin avucunda son vuruşuydu:
Sen "gittim ben" derken.

bir fırsat vermeden son vuruşla giden'e
İstanbul sana çok kızgın,
Boğazi örtüyor sana küsen kara bulutlar
Kaşlarını çatmış gibi
Senin ismini haykıran yıldırımlar çakıyor
Ağlattığın gözler yetmedi,
Kırılan kalbin acıalrını bulutlar yağdırıyor
Bilmem bu sınırlar kabul eder mi
bir kez daha adım atmana İstanbul topraklarına.
İstanbul gördükçe bende yarattığın depremi
Yol vermez ne köprü ne boğaz geçişine
Bir güneş olsaydın keske de
"İstanbul'da ışığım var" derken
Gülebilseydi gururla yüzün;
Ağıtlar yakacak yüreğin,
Dinmeyecek ağlamaların
Bu kez özlem değil,
Cansız bıraktığın aşkın için
Yükselecek vah' ların...
En heybetli bulduğun Dağlardan yaşanır,
En büyük HAYAL KIRIKLIKLARI,
En azından Bir Dağ kadar
Hiçbir şey yapmadan
Sadece,
İlk belirdikleri noktalarda durabilselerdi...

tan ağarmadan 4.30....

Büyük can ve mal kayıplarına neden olan deprem felaketi sonrasındaki en acil ihtiyaçlardan biri de gönüllü çalışma. Şu anda Van’da yardım için çalışan gönüllülerin ve kamu çalışanlarının büyük çoğunluğunun depremzede olduğu ifade ediliyor. Günlerdir aralıksız şekilde çalışan, yorulan ve sağlıkları bozulmaya başlayan bu gönüllülerin acil desteğe ihtiyaçları var. Van’daki depolarda, açılmayı bekleyen binlerce koli olduğu, bu kolilerin tasnifini ve dağıtımını yapacak işgücünün beklendiği bildiriliyor. Bu çalışmaların sağlıklı ve hızlı bir şekilde gerçekleşebilmesi için belirli periyodlarla değişen bir işgücü koordinasyonu kurulması önem arz ediyor. Bu amaçla Van Belediyesi Kriz Masası’ndaki çalışmalara destek olacak gönüllülere çağrıda bulunuyoruz. Kampanya dahilinde her hafta 5 gönüllünün deprem bölgesine gitmesini hedefliyoruz. Gönüllülerin güvenli barınma koşulları Kriz Masası tarafından sağlanacaktır. Yol masraflarının gidecek gönüllüler tarafından karşılanması, en az 5 günlük gıda ihtiyacını giderecek kumanyayla ve kalın giyeceklerle yola çıkılması önerilmektedir. “Van’ı Terk Etmiyoruz!” kampanyası dahilinde Van Belediyesi Kriz Masası ile koordineli olarak bu gönüllü çalışma ağına katılmak için lütfen vaniterketmiyoruz@gmail.com adresine e-posta gönderiniz.
http://www.klasikmuzik.boun.edu.tr/

KONSERLERİMİZ ONBEŞ YAŞINDA

Onbeş yıl öncesine dönüp bakıyorum.Aralık 1996.Daha haftalık zaman dilimine oturtmamışız konserleri. İlk konser İdil Biret'ten bir Pazar akşamı.Aralık sonunda ikinci konser Fazıl Say'dan. Sonra Ayşegül Sarıca, Ayhan Baran gibi nazımızın geçtiği sanatçılarla dolu bir mevsim.Ne sponsor bulmuşuz, ne basılı bültenlerimiz yada afişlerimiz var. Ama yola çıkmışız bir kez.Birkaç konser sonrasında Albert Long Hall onarıma alınıyor.Ertesi mevsim rektör Üstün Ergüder ile buluşuyoruz."Hadi bakalım, sana aynen orjinali gibi yenilenmiş bir bina ve onarılmış bir org...şimdi başla konerlerine", diyor. Orgumuzu 35 yıl sonra yeniden ortaya çıkarmak ve onarımı için katkıda bulunan bütün sponsorlara teşekkür etmek için değerli bir orgcu getiriyoruz Romanya'dan. Salon tıklım tıklım.Zavallı org sanatçımız 20 dakika kadar çalıyor ve yoğun bir öksürükle sahneyi terk ediyor. Tansiyonu 24/14. Ertesi gün ülkesine dönünce hemen ameliyata alınıp 3 damarı değişmiş! işte böyle bir başlangıç!
Şimdi giderek konserlere ilginin artmasıyla gururlanıyoruz.Hele öğrencilerimizin artan ilgisi en büyük kıvancımız. Okul içinden olduğu kadar okul dışından da izleyicilerimiz var.İstanbul'un önemli konser durakları arasında yerimizi aldık. Dünyanın dört bir yanından başvuran ünlü sanatçılar kadar sponsorlarımızın güveni de konserlerimizin geldiği noktayı gösteriyor.
Nice sanatçı henüz ünlenmeden gelip bu sahnede çaldı. Kimi dünyaca ünlü sanatçı ilk Türkiye dinletisini bu salonda yaptı. Sonra aynı sanatçılar değişik kadrolar ve değişik programlarla birkaç kez konuğumuz oldular.Örneğin Camerata Salzburg, London Baroque Topluluğu, La Cetra d'Orfeo, Eclipse topluluğu gibi. Daha sonra onların üyeleri başka guruplarla tanıştırdı bizi. Ayrıca 15 yıl içinde sanatçıların çocukları büyüdü, seçkin sanatçılar olarak yetiştiler. Örneğin London Baroque topluluğu kurucularının kızları Hannah Medlam harika br soprano olarak yetişti. Şimdi 15. yılımızın değerli solistlerinden birisi olarak ilkbaharda bir lied gecesinde konuğumuz olacak.
Türkiye'de ilk kez ağırladığımız efsane piyanist Martha Argerich konserlerimizin tarihini taçlandırdı. Ondan önceki yıl da Türkiye'ye 40 yıldır gelmeyen Alfred Brendel'i ağırlamanın kıvancını yaşamıştık Bu etkinliklerle konserlerimizin sesi daha geniş dinleyici kitlesine ve daha geniş sponsor yelpazesine ulaşıyor.
Sonbahar 2011'de Şarkıların Kanatlarında uçacağız. İnsan sesi her zaman büyüleyici. İlk insan kendi sesini keşfettiğinde önce doğayı taklid etmiş, kuş gibi şakımayı rüzgar gibi esmeyi denemiş. Ve kendi sesini büyütmek için bir deniz minaresinin içinden üfleyip tarihin ilk flütünü yapmış. Ortaçağ kilisesi insan sesinden başka hiçbir çalgıyı kabul etmemiş; İnsan sesinin tanrıya yakarışını kutsal saymış. Bugünkü orkestra düzeninde kemanlar insanın en tiz sesi olan sopranoyu, viyolalar bir sonraki kalınlıktaki altoyu, viyolonseller tenor sesi ve kontrbaslarda bas sesi simgeler. İnsan sesi çağlar boyu şarkı söyleyen, yakaran,neşeyi, coşkuyu yansıtan ve güzel şarkı söyleyen (bel canto) ses olarak tarihteki yerini almıştır. Yirminci yüzyıl geldiğinde yalnız solist olarak şarkı söyleyen, operalarda başoyuncu rolünü oynayan ses olmaktan öte, insanın her türlü tepkisini duyuran, ağlayan, çığlık atan, bağıran, inleyen bir ses olarak da çalgı topluluklarıyla kaynaşır.
Sonbahar 2011 programımızda kristal sesli İngiliz soprano Julia Doyle, Jorge Jimenez yönetimindeki Tercia Realidad topluluğu ile Handel şarkıları söyleyecek. Ülkemizin en seçkin iki operacısı, soprano Birgül Su Ariç ve bas Tuncay Kurtoğlu solo ve duolarıyla nitelikli bir program sunacaklar. Polonyalı sanatçıların sunacağı bir dinletide mezzo soprano Lilianna Zalesinska şarkıyla şiirin kucaklaşmasını sergileyecek. İstanbul Avrupa Korosu da gizemli şarkılarıyla konserlerimize renk katacak.
Mevsimin son konserinde Paris Classik Orchestra eşliğinde Paris operasının mezzo sopranolarından Ghislaine Roux'un birbirinden coşkulu şarkıları yeni yıla merhaba diyecek

ÇALGI TOPLULUKLARIMIZ
Bu dönem yine sahnemizin alabildiği kadar kalabalık orkestralarımız var. Açılış konserimizde ünlü Rus kemancısı Tatyana Grindenko'nun şefliğinde ve solistliğinde Moskova Eski Müzik Akademisi adlı orkestrayı dinleyeceğiz. Yaz Gecesi Rüyası başlıklı, tematik bir program sunacaklar. Gürer Aykal'ın kurduğu İstanbul Sinfonietta'nın  ilk konserlerinden biri Türkiye'nin ilk harika çocuklarından değerli kemancı Suna Kan solistliğinde açıklamalı bir konserle yer alacak. Paris Classik adlı orkestrayı Paris ulusal orkestrası ve opera orkestrasının şef ve solisti olan kemancı Bertrand Cervera yönetecek ve solist olarak katılacak.
Albert Long Hall sahnesine en çok yakışan oda müziği topluluklarına gelince ,Kopenhag'dan gelen Trio Con Brio ile bu dağarcığın en güzel üçlülerini dinleyeceğiz."Gençlik Fırtınası" nda yurt dışında ödüller kazanıp duran 3 solistimize yer veriyoruz: Dorukhan Doruk (çello), Merve Kocabeyler (arp) ve BBC yarışması birincisi olan Lara Melda. Geçen yıl hayranlıkla izlediğimiz Khatia Buniatishvili bu yıl hem solist olarak hemde kız kardeşi Gvansta ile 4 el çalarak konuğumuz oluyor. Ve mezunumuz piyanist/besteci Aydın Karlıbel Osmanlı'dan Cumhuriyet'e doğru piyano müziğinde bir yolculuğa çıkartacak bizleri
SPONSORLARIMIZA TEŞEKKÜRLER
2011 Sonbahar ana sponsorumuz FİNANSBANK'a, ulaşım sponsorumuz THY'na konser sponsorlarımız ENEL ENERJİ, POLİMEKS İNŞAAT, POLONYA İSTANBUL BAŞ KONSOLOSLUĞU, PAN YAYINCILIK, MUSICART ve adını açıklamayan bir izleyicimize teşekkürlerimiz sonsuz.

EVİN İLYASOĞLU
B.Ü. KLASİK MÜZİK KOORDİNATÖRÜ
Yolun başı hep
Güneşli ve sıcacıktır
Isıtır içini
Çiçeklerle donatılmıştır
Yol kenarları
Sarhoş olursun kokularıyla
Gözlerin, ruhun ve
Bedenin...
Bir bayram coşkusuyla kendinden geçer
Kimse göremez yolun içindeki çakılları,
Her adımda batsa da tenine en sivri köşeleri
Gönül aşkla dolmuş bi kez
Anlayamaz kanayan yarayı
Ruh açtır çünkü.
San daha doymadan,
Korkuları alır O' nu senden,
Şimdi ne çiçekler
güzel kokar,
ne de bayram şekerleri
vardır elinde ...
Yalnızca gerçeklikten uzak,
büyülü anlardan oluşan
rüyalar kalır elinde...
Tekrar tekrar sararsın başa
Her seyrinde daha çok acır kalbin,
Anılar sıktıkça sıkar da
kalmaz gücü savaşmaya
Teslim olmuştur artık terkedilişlere
Kim kimi kandırır bilinmez
Gözler gelince bir araya
Anlarsın , boşadır bu çaba,
Ağlarsın bensiz geçen aşksız yıllara
Kalem küstü kağıda
Dökülmez oldu kelimeler
Yazıya...

Yağmur dargın toprağa
Yeşermez oldu yapraklar
Bahara...

Ay olmadı ne hilal ne de mehtap
Doğmaz oldu karanlık
Geceye...

Kalp yandı aşkla,
Çarpmaz oldu sensiz
Hayata...
Hey koca İstanbul
Hayyat kadar heybetli duruyorsun karşımda
Bense içindeki ada gibi
tek ve sağlam durmak zorundayım karşında
Kıyılarım dalgalara yüzü tutmayan,
Kayalar kadar sert artık;
İzin vermesem de yosun tutmasına
Herkes kadar martı da biliyor
Kucak açarım hiç sorgulamadan.
Rüzgarın yelkenlere yol verir
Bana ulaşmak için
Öyle girinti çıkıntılarım var ki
Demir alamayacak kadar yorgunum

Ah koca İstanbul
Uzaktan sen de benim kadar yalnızsın
İhtişamın ağlatıyor içindeki dağları
Bir dalgayı kırmaya benzer
Ben de varım demek
ne dalgalar kırdın,
Denizi ikiye böldün
Ben varım demek için

Ah koca İstanbul
Bak da gör neleri böldüm
Ben de varım demek için Sana
Öyle bir an istiyorum senden
Bir fotograf karesindeki kadar
Gülen yüzler,
Gözler
Unutmuşlar kederi ve imkansızlıkları
Sadece sevgi akar tenden tene

Öyle bir an istiyorum senden
Sadece gözlerime bakan
Sadece sesimi duyan
Elimi tutan
Bir an,
bir fotograf karesi
içinde sadece sen ve ben olan

Öyle bir an istiyorum senden
Bir fotograf karesinde donmuş bir an
Bir marti kadar özgürce aşkımıza kanat çırpan
Baska bir karede coşkuyla dokunuşlarımızı dalgalandıran

Öyle bir an istiyorum senden
Her fotağraf karesi kadar,
Zamanı durudurup
Hayattan çalacağımız , anlarla
Yaşamak istoyorum bizi
Rüzgarında sallanıyorum
Özgür ama bir bayrak gibi bağlı
Gururlu ama çilekeş
Rüzgarında sallanıyorum
Sende feth ettiğim topraklarda
Kök salmışlığım
Rüzgarında üşüyorum
Içimde aşkının alevi dolaşsa da
Yokluğunda üşüyorum
Rüzgarın da ağlıyorum yağmurlarla
Bir bayrak kadar Özgürüm ama
Bir bayrak kadar da bağlı
Rüzgarında üşüyorum
Gel ısıt, el değmeden bu topraklara
Gel şahlandır bu bayrağı
Rüzgarın üşütmesin
Aşkınla yanan bu ateşi körüklesin
Ben bayrağın sen de vatanım ol

Navigate


Latest Activity

posted a new blog entry Gönüllü Kampanyası.
59 days ago
posted a new blog entry ŞARKININ KANATLARINDA -- SONBAHAR 2011.
60 days ago
added a new blog entry.
35 months ago

Top Contributors

Share